Tarih: 25.11.2017
Adres:  http://www.anreva.com.tr/TR/HaberYazdir.aspx?ID=3076&IcerikID=55

Basel Nedir? Basel II ve Amacı

21.02.2012 12:00:00 AM


 1. GİRİŞ
 
BIS ‘’Bank of International Settlements‘’ Uluslararası Takas Bankası, 1930 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde kurulmuştur. Gelişmiş ülkelerin Merkez Bankaları tarafından kurulan BIS, 1974 yılında kısa adı Basel Komitesi olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Komitesi oluşturmuşlardır. Amacı bankaların uluslar arası standartlarda çalışmalarını sağlamaktır. Bu komitede gelişmiş ülkelerin merkez bankaları ve bankacılık denetim otoritelerinden üst düzey yetkililerin katılımı ile oluşmuş komitedir. Basel Komitesi ilk kararını 1988 yılında deklare ederek, bankaların mali bünyelerinin ekonomide oluşacak krizlere karşı dayanıklılığını sağlamayı amaçlamaktadır. Bankaların sermayelerinin, riskli aktiflere oranının yüzde 8’den az olmamasını bu sayede sermaye yeterlilik oranının oluşmasını önermiştir. Bu deklarasyonla, tüm dünyadaki bankaların ortak standartlarda çalışmasını sağlamak yönünde alınmış bir karardır.
 
Basel-I kararları, piyasaların değişken tutum sergilemeleri, yeni geliştirilen ürünlerin farklı riskler içermesi, ön görülemeyen bazı risklerle birlikte birkaç bankanın batması nedeniyle Basel komitesi, 2002 yılında “Basel-II Standartları”nı taslak olarak yayınladı. 2004 yılında da bu taslak kesinleşerek standart halini aldı ve 2007 yılından itibaren uygulamaya geçirilerek, Basel-II kriterlerini deklare etmiş oldu.
 
2007 yılından itibaren, Avrupa Birliği(AB) ülkeleri dâhilindeki tüm bankalar için zorunlu hale getirilen ve Gelişmiş 10 ülke(G 10) (ABD hariç) uygulamaya başlanan Basel-II standartları, G 10’un dışında kalan 88 ülkede de uygulanacak olması Türkiye için de Basel-II’ ye uyum kaçınılmaz hale gelmiştir.
 
2. BASEL – II’NİN AMACI NEDİR?
 
Basel–II, öncelikle bankaların çalışma kriterlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu sayede bankalar hangi işlemleri nasıl ve ne şekilde yapılacağını, hazırlanan standartlar ile uygulamakta ve bankadan bankaya çalışma kriterlerinin değişiklik göstermesini önlemeye çalışmaktadır.
 
Bankalar sermayelerini daha dikkatli ve verimli alanlarda kullanacaklardır.
 
Bankalar, sermaye arzı ile talebin eşleştiği bir sistemdir. Bu nedenle ekonomiler de hayati bir öneme sahiptirler. Bankalarda meydana gelecek aşağıya doğru bir gidişat hem işletme verimliliğini, hem de ülke ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Bu amaçla Basel – II ile bankaların sermaye yeterliliğinin sağlanması ve kullandırılacak sermayenin verimli ve risk oranı az alanlarda değerlendirilmesini istemektedir. Risk oranı yüksek alanlarda değerlendirme durumlarında ise banka sermaye oranı yükseltilerek bankanın da bu riskten etkilenmesi ve daha dikkatli davranması sağlanmıştır. Kredi geri ödemelerinde meydana gelecek bir düzen, zamanında geri dönen kredinin yeni yatırımlar için aktarılmasını sağlanacaktır. Bu sayede maliyetler azalacak ve kredi fiyatları aşağıya çekilecektir.
 
Reel sektör aldığı kredileri daha etkin ve verimli kullanacaktır.
 
Ülkemizin ekonomik yapınsın hemen hemen % 95’ini oluşturan KOBİ’ler bankalardan aldıkları kredilerle hem yatırım yapmakta hem de işletme sermayesi olarak kullanmaktadırlar. Alınan krediler bu amaçla kullanıldığında bir sorun çıkmamaktadır. Ancak, geçmişte yaşanan birçok olay bu kredilerin işletme içinde kullanılmadığı, girişimcinin şahsi amaçları içinde kullandığı görülmektedir. Binek araç, yat, kat gibi tüketime dönük alanlarda kullanılan bu krediler geri ödemeler sırasında sıkıntı oluşturmakta ve işletmenin bile sonlanmasına varan sonuçlar ortaya çıkartmaktadır. Basel–II ile getirilen teminat şekilleri ve derecelendirme sayesinde bu tür, tüketime dönük harcamalarda bu kredilerin kullanma şansı azalacak ve işletmenin ihtiyaçlarına dönük bir kullanım söz konusuolacaktır. Yeni sistemde belli standartlara bağlanan kredi alımları, sadece alım aşamasında değil üç kademe halinde kredinin ödenmesi bitene kadar denetlenecektir.
 
Bankacılıkta sermaye girişi hızlanacak ve faiz oranları düşecektir.
 
1990 yılından itibaren başlayan küreselleşme olgusu sermaye hareketlerini de hızlandırmış ve çeşitli ülkeler bu sermaye hareketlerinden etkilenmişlerdir. Her ne kadar sermaye küreselleşmesi beraberinde tüm bölgeyi bazen de dünyayı etkileyen krizler ortaya çıkartmış olsa da birçok ülkenin sermaye birikiminin az olması ve özellikle ihracat ağırlıklı üretim yapan işletmelerin kredi bulmalarını kolaylaştırmıştır.
 
Küreselleşme ile yoğunlaşan ekonomik krizler nedeniyle küresel sermaye bir ülkeye hızla girmekte ve en küçük bir algılamada, hızla çıkmaktadır. Bu ise sıkıntıya giren ülkelerin ekonomilerini buhrana doğru sürüklemektedir. Bu hızlı giriş ve çıkışlar, finans piyasalarının en büyük aktörleri olan bankaları da doğrudan etkilemekte ve özellikle dış kaynak bulma da sıkıntı çekmelerine neden olmaktadır.
 
Basel – II ile birlikte düzene giren bankacılık sektörü daha sağlam ve standart çalışma düzeni ile dışarıdan ve içeriden daha kolay kaynak bulmaları sağlanacaktır. Risk oranının düşmesi bulunan kaynağın daha fiyatının az olmasına neden olacak ve hem bankanın hem de reel sektörün maliyetleri düşecektir.
 
Bankaların kırılganlığı önlenecektir.
 
Ülkemizdeki bankacılık yapısı birikimlerin toplanması ve talep edenler verilmesi şeklinde yürümektedir. Banka sermaye birikimleri ikinci planda kalmaktadır. Bu ise bankanın çok fazla şüpheli alacak pozisyonuna düşmesi ile sıkıntıya girmekte ve banka batmalarına kadar varan sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla Basel – II verilen kredilerin risk oranına göre bankanın öz sermaye koymasını ön görmekte ve sağlam sermaye yapısının oluşmasını amaçlamaktadır. Bu sayede ortaya çıkacak geri dönüşü olmayan kredilerden kaynaklanan sıkıntı azaltılmaya çalışılmaktadır.
 
Bankacılık sisteminde risk yönetimi
 
Bankalar mevcut sistemde şubenin tanıdığı ya da merkezin onayı ile kredi açılmaktadır. Basel – II ile birlikte yeni bir risk yönetimi ortaya çıkarılarak, müşterilere derecelendirme sistemi kurulmakta ve derece durumuna göre, yani risk oranına göre kredi oranı ve fiyatı belirlenmektedir. Örneğin 1 milyon EURO’ nun üstünde bir kredi alacak olan KOBİ eğer AAA+ bir değere sahip ise kredi fiyatlandırması % 20’ lere kadar düşerken, derecelendirilmemiş bir KOBİ % 75 – 100 oranında bir fiyatlandırmaya tabi tutulacaktır. Bu ise reel sektörün maliyetlerinin artması ya da azalmasına neden olacak, piyasadaki rekabet şekli değişecektir.
 
Risk yönetimi sistemi ile iç ve dış derecelendirme sistemi kurulacak bu sayede adil ve uygun koşullarda bir kredi sistemi ortaya çıkacaktır. Bankaların en fazla şikayet ettikleri konu, risk çalışma yöntemleridir. Her bankaya göre değişen, bazı bankanın riskli gördüğü bir müşteri diğer banka tarafından aynı şekilde değerlendirilmemesi nedeniyle bir ikilem ortaya çıkmaktadır. Bu durum bankaları sıkıntıya sokmakta ve bir standart oluşamamaktadır. Basel – II ile getirilen standart risk sistemi sayesinde bankaların iç denetim ile belirledikleri bir derece tüm bankalar için aynı olacak ve o müşteri hangi bankaya giderse gitsin aynı fiyatlandırma ile karşılaşacaktır. Zamanla oluşacak bankalar arası müşteri derecelendirme portföyü sayesinde müşteri tek elden izlenebilecektir.
 
Değişime açık bir reel sektör
 
KOBİ’ler yeni sistemle tamamen değişime uğrayacaklardır. Bunlar finansal tablolarda değişim, niteliksel değişim ve işletmenin ortak yapısında değişim olarak sıralanabilir.
 
1. Finansal Tablolarda Değişim
 
İşletmeler mevcut sistemde kredi alırken, banka her ne kadar bilanço, gelir tablosu vb. finansal tabloları istese de çok fazla bir önem taşımamaktadır. Çünkü işletmenin kayıt dışı çalışmaları, kayıtlı çalışmaların çok üzerinde de olabilmektedir. Bu nedenle alınan bu tablolar çok gerçeği de yansıtmamaktadır. Basel – II ile birlikte bu tabloların önemi olmazsa olmaz durumundadır. Çünkü değerlendirmenin en başta gelen öğesi bu tablolardır. Bu nedenle kayıt dışı ekonominin kayıt içine gireceği de düşünülmektedir. Belli oranda kredi kullanımı ve fiyatlandırılması AB standartlarında finansal tablolar üretimi ile mümkün olacaktır.
 
Basel–II’ ye bir başka açıdan bakıldığında ucuz kredi kullanmak istiyorum, bu sayede rekabette ön plana çıkabilirim, maliyetlerimi düşürebilirim düşüncesinde olan KOBİ’ler için geçerli bir kavramdır. Ancak zaman içerisinde bankalar bu kriterleri hem portföy hem de kurumsal müşterilerine de uygulayacakları da bir gerçektir. Yani, 1 Milyon Euro’dan daha az kredi kullanmak isteyenler içinde bu standartlar zamanla getirilecektir. Bu nedenle şimdiden KOBİ’lerimizin tedbir almasında yarar vardır.
 
2. Niteliksel Değişim
 
Basel – II standartları, derecelendirme sırasında sadece finansal tablolara değil, işletmenin niteliksel yapısı ile de ilgilenmektedir. Derecelendirme sırasında işletmenin yönetim şekli, kredi ödeme ritmi, Pazar durumu, yönetim kademesi, yönetim organizasyon yapısı, marka bilinirliliği gibi birçok niteliksel etkende bu derecelendirmede etkili olacaktır. Bu nedenle KOBİ’ler en kısa sürede yönetim yapılarında ve bu sistemi bilen kişilerden kurulu bir yönetim organizasyon yapısı kurmaları gerekmektedir.
 
Yönetim organizasyon yapısı, hiyerarşik düzen, departmanlaşma ve kalifiye eleman istihdamını ön plana çıkacaktır. Çağdaşlaşma olarak ta görülmesi gereken bu sistem sayesinde işletmelerin şekli değişecek ve daha büyüyeceklerdir. Yeni sistemin belli bir uzmanlığı gerektirdiği bir gerçektir. O nedenle bu işi bilen kişilerin istihdam edilmesi elzem bir durumdur.
 
3. Ortak Yapısında Değişim
 
Ülkemizdeki girişimcilerin ortak düşüncesi küçük olsun benim olsundur. Ülkemizdeki işletmelerin birçoğu ortaklık olgusuna çok sıcak bakmamaktadırlar. Ortaklıkların çok fazla yürümediği ülkemizde bu nedenle işletmeler yeterli büyüklüğe de ulaşamamaktadırlar. Ancak dünya değişmektedir. Bu dünyaya uyum sağlayamayan işletmeler, rekabetin kıyasıya yaşandığı dünyada bu rekabete uyum sağlamakta zorluklar yaşamaktadırlar.
 
Basel–II ile zorlaşan finans bulma durumu, işletmenin yeni ortaklar bulmasını gerektirmektedir. Özellikle ihracat yapan ya da fason üretim yapan KOBİ’lerimizin bir an önce bu işletmelerle görüşerek yeni bir şirket yapısı oluşturmaları gerekmektedir. Basel – II standartları ile zorlaşan uygun kredi bulma durumu, ya borsada halka arz olunarak ki bu şu an için çok zor görünmektedir, ya değişik finans araçları bularak, bunun da maliyeti açısında zordur, en uygun etmenin yeni ortaklıklar sayesinde işletmenin güçlendirilmesidir.
 
Bu değişimler ilk etapta işletmeyi zorlayacağı bir gerçektir. Ancak, bu uygulanmadığı taktirde işletmenin küçülmesine ve piyasada maliyetlerden kaynaklanan rekabet şansını yitirmesine neden olacaktır.
 
Dış şoklardan etkilemeyen bir yapı
 
Ülke ekonomilerinde meydana gelen krizlerin derinleşmesinin en belli başlı nedeni dış ve iç kaynaklı sermayenin çekilmesidir. Risk oranı yüksek bir ülkeye giren dış sermaye hızlı bir giriş yapar ve finansal piyasalar canlanır, ancak, ekonomide meydana gelen bir sıkıntı, bu sermayenin hızla çıkışına neden olmaktadır. Bu çıkış bir anda finans piyasalarını sarsmaktadır. Bunu gören iç kaynaklı sermayede birikimlerini bu piyasadan çekerek daha az riskli, özelliklede altın ve dövize kaydırmaktadırlar. Bu durum ekonomik krizin artmasına ve tüm piyasaların alt üst olmasına neden olmaktadır.
 
Basel – II ile birlikte finans piyasalarında sağlanan standart ve bankaların öz sermaye yapısındaki artış nedeniyle, dış şoklardan dolayı ekonomide meydana gelecek bir sıkıntı, dış kaynaklı ve bunu gözlemleyen iç kaynaklı sermayenin hızla çıkışını önleyecek ve küçük olumsuz etkilerle bu sorun aşılacaktır. Basel – II’de şunu iyi görmek gerekmektedir, standart çalışma yapısı ve sistem getireceğinden risk azalacak ve hızlı sermaye giriş ve çıkışları yavaşlayacaktır.
 
Şeffaflık ve Denetim
 
İşletmelerin uyacağı yeni finansal tablo yapısı, devletin denetimi kolaylaştıracak ve daha fazla gelir elde edecektir. 1980’den sonra ortaya çıkan bir yapı maalesef başarılı olmamıştır. Özel sektörün güçlenmesi ve sermaye birikimi oluşturmasına dayalı bu yapı gelişirse, istihdam oranı artar, devletin hantal yapısı, özel sektörün dinamik yapısı ile değişir ve devlet birçok piyasadan çekilerek özelleştirme ile birlikte gerçek görevlerine döner düşüncesi hâkimdi, bu nedenle de çok fazla kayıt dışı ekonomi ile ilgilenilmemiştir. Ancak, günümüzde bu istenenin çok da gerçekleşmediğini görmekteyiz. Devletin güçlenememesi ve hantal yapısı, ekonomik krizlerde, özel sektörü de zorlamış ve birçok işletme batmıştır. Her ne kadar krizlerden bu kadar çabuk çıkışımızı kayıt dışı ekonomiye bağlansa da artık her kesim ürettiğinin vergisini verecek, devlet güçlendikçe özel sektörde güçlenecektir.
 
Basel – II ile getirilen standartlar sayesinde devlet denetimi kolaylaşacak, iki tip finansal tablo uygulaması ortadan kalkacaktır. Şeffaflaşan işletme devlete vergisini verecek ve kayıt dışılık önlenecektir.
 
3.SONUÇ
 
Ülkemiz dünyanın genelinde olduğu gibi Basel – II sistemini uygulamak zorundadır. Bu nedenle bu uygulamalara işletmelerimiz, hazırlıklı olmak zorundadırlar. 2008 yılından itibaren yoğunlaşacak bu uygulama, değişimi yönetemeyen ve değişime uyum sağlayamayan KOBİ’leri zor durumda bırakacaktır. Diğer taraftan sistemini kurmuş ve gerekli koşulları yerine getirmiş işletmelerimiz içinde bir milat olacaktır. Düne kadar sistemsiz çalışmak, sistemli çalışmaktan daha fazla getiri elde etmekteydi. Özellikle kayıt dışı yapılan çalışmalar, kayıtlı çalışana karşı bir artı olduğundan, sistemli çalışanların aleyhine bir durumdu. Artık bu önlenmiş ya da en aza indirilmiş olacaktır.
 
BASEL-II STANDARTLARI
 
2004 yılı Haziran’ında son halini alarak açıklanan ve Avrupa ülkeleri ile birlikte ülkemizde de bankacılık gündemini meşgul eden Basel-II standartları olarak adlandırdığımız standartlar nedir?
 
Basel Bankacılık Denetim Komitesi, 1974 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde Uluslar arası Ödemeler Bankası bünyesinde ve G-10 ülkelerinin merkez bankaları öncülüğünde kurulmuştur. Komitenin kuruluş amacı üye ülkeler arasındaki koordinasyonun arttırılması, bankacılık alanındaki denetimlerin standartlaştırılmasıydı.
 
Komite ilk olarak 1988 yılında Basel Sermaye Uzlaşısı (Basel Capital Accord) adını verdiği ve bizim de Basel-I olarak adlandırdığımız standartları kamuoyuna duyurmuştur. Basel-I standartları ile banka sermayesinin riskli aktiflere oranına %8 alt sınırı getirilmiştir. Zamanla piyasaların gelişip karmaşıklaşması ile Basel-I standartları yetersiz kalmaya başlamış ve peşi sıra Basel-I standartlarına yöneltilen eleştiriler de artmıştır. Basel-I de ele alınan kredi riskinin yanı sıra, piyasa riski ve operasyonel risk kavramları da Bankacılık riskleri arasına dâhil olmuştur. Basel-I standartlarının revize edilmesi amacıyla 1996 yılında Piyasa Riski Düzeltmesi (Market Risk Amendment) adlı belge ile sermaye yeterliliğinin hesaplanmasına piyasa riski dâhil edilmiş ve ilk uzlaşı riske daha duyarlı hale getirilmiştir. Sonrasında komite Haziran 1999’ da Yeni Sermaye Uzlaşısı – Basel-II’ ye (A New Capital Accord) ilişkin ilk istişari metni (Consultative Paper-1) yayınlamıştır. Ardından 2001 yılı Ocak ayında 500 sayfalık ikinci istişari metin (Consultative Paper-2), nisan 2003’ te ise üçüncü istişari metin (Consultative Paper-3) yayımlanmıştır. Söz konusu istişari metinler, gerek ülke denetim otoritelerinden gerekse bankalar ve diğer ilgili taraflardan alınan yorumlar çerçevesinde revize edilerek yenilenmiş ve Basel-II’ ye ilişkin nihai metin Haziran 2004’te yayımlanmıştır. Yeni metin üç sacayağına dayanmaktadır. Bunlar;
 
1-Asgari sermaye yeterliliği,
 
2-Sermaye yeterliliğinin denetimi ve
 
3-Piyasa disiplinidir.
 
Bu sacayakları komite tarafından birinci, ikinci ve üçüncü yapısal bloklar olarak adlandırılmıştır. Yapısal bloklar başlı başına ayrı bir yazı konusu olabilecek kadar geniş olduğundan burada çok kısaca ne anlama geldiklerine değinip geçeceğiz. Birinci yapısal blok diğer deyişle asgari sermaye yeterliliği bankanın risklerine karşı elinde bulundurması gereken minimum sermaye miktarına ilişkindir. Basel-II’ de de Basel-I’ deki gibi asgari sermaye yeterliliği %8 olarak belirlenmiştir. İkinci yapısal blok - Sermaye yeterliliğinin denetimi ise “bankanın risk yönetimi yaklaşımının denetim otoritesinin incelemesi sürecini tanımlamaktadır.” “Üçüncü yapısal blok piyasa disiplininin amacı asgari sermaye yükümlülüklerini (Birinci Yapısal Blok) ve denetim otoritesinin incelemesi sürecini (İkinci Yapısal Blok) tamamlamaktır.”
 
Kredi fiyatı belirlemesi Basel-II ile birlikte iki unsura endekslenmiştir. Birincisi firmanın risk derecesi ikincisi ise kredinin risk derecesidir. Kredi talep eden firmanın risk derecesi yüksekse, bankanın riskli aktiflere yaptığı yatırım artacak dolayısıyla banka ayırması gereken sermaye miktarı da artacaktır. Bu da otomatik olarak bankanın uygulayacağı kredi fiyatını artıracaktır.
 
Sonuç:
 
Ülkemizde 2008 yılında yürürlüğe girmesi planlanan Basel-II kararları ile “kredi talebinde bulunan firmaların finansal verileri, yönetici - ortakların geçmişi, organizasyon yapısı, ithalat-ihracat pazar payı ve firmanın derecelendirme notuna bakılacaktır. Ayrıca ülkemizde yoğunlukla kullanılan müşteri çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketi kefaletleri yerine mevduat sertifikası, altın, borçlanma senetleri, yatırım fonları, ana endeksteki hisse senetleri gibi daha güçlü teminatlar istenecektir. Kredi verilen firmanın derecelendirme notu düştükçe, banka hem daha çok risk alacak, hem de daha yüksek karşılık ayırmak zorunda kalacaktır. Bu da otomatikman kredi miktarına ve maliyetlere yansıyacaktır. Ratingi düşük, sermayesi zayıf, mali tabloları uluslararası standartlara uymayan, kayıt dışı oranı yüksek firmalar daha yüksek kredi maliyetleri ile karşı karşıya kalacaktır”.
 
İŞLETMELER BASEL II İLKELERİNE NASIL HAZIRLANMALILAR?
 
1.GİRİŞ
 
Basel Komitesi tarafından bankacılık sektörünü yeniden yapılandırma amacıyla oluşturulan Basel II ilkeleri, bankaların kredi verme süreçlerini değiştirmektedir. 2008 yılında uygulamaya geçecek bu değişiklere işletmelerin hazır olması gerekmektedir. Basel II ilkelerinden bankalardan kredi kullanan işletmeler başta olmak üzere tüm işletmeleri doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemesi beklenmektedir.
 
Bilindiği gibi daha önceleri Basel-I ilkeleri uygulamada idi. Ancak finansal piyasalarda ve bankacılık sektöründe krizlerin yaşanması nedeniyle Basel Komitesi yeni çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar 2004 yılında Basel-II İlkeleri olarak açıklanmıştır. Basel-II ilkelerinde sermaye yeterliliği hesaplanırken kredi riski yanında piyasa risli ve operasyonel riskler de dikkate alınmıştır. İlkelerine göre 1 milyon Avro’dan düşük kredi parekende portföy, yüksek kredi de kurumsal portföy grubuna girmektedir.
 
Günümüzde işletmelerin en büyük sorunları arasında; şeffaflık, kurumsal yönetim, kamuyu aydınlatma yer almaktadır. Basel II sürecinde işletmeler derecelendirme şirketleri tarafından değerlendirilecektir. Değerlendirme konuları finansal tablolar, şeffaflık, kurumsal yönetim, muhasebe standartları, denetim ve iç kontrol sistemi olacaktır. Elde edilen sonuca göre işletmelere not verilecektir. Bu notun yüksekliği işletmelerin bankalardan daha uygun şartlarda finansman sağlamalarını kolaylaştıracaktır.
 
2. İŞLETMELER BU SÜRECE NASIL HAZIRLANMALI
 
Basel II sürecine işletmelerin aşağıdaki gelişmeleri takip ederek hazırlanmaları yerinde olabilir: İşletmelerin kullanacakları kredinin maliyeti derecelendirme notuna bağlı olarak değişecektir. Bu süreçte yetersiz öz sermaye yapısına sahip işletmeler zor durumda kalabilecektir.
 
-Kredi sürecinde klasik ipotekler önemini yitirecektir. Bunun yerini kurumsal yönetim, finansal raporlama sürecinde şeffaflık ve finansal yapının güçlü olması alacaktır.
-Mali tablolarda açıklanan bilgiler işletmenin gerçek durumunu yansıtmalıdır. Türkiye’de muhasebe kayıtlarının yasal zorunluluk ve vergi kaygısı ile tutulması finansal raporlama sürecinin şeffaflığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bağlamda artık işletmelerin finansal tablolarını kamuya güvenilir bilgi üretmek amacıyla hazırlamalıdırlar. Güvenilir finansal tablolar için diğer bir unsur Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’na (UFRS) uygun raporlama standartlarının kullanılmasıdır. Bunun için muhasebe sürecinde Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu(TMSK) tarafından oluşturulan Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları(TFRS) kullanılmalıdır. Bu konuda yasal bir düzenleme yapılması yerinde olacaktır.
-Finansal tabloların güvenirliğini arttıran bir diğer unsur bağımsız denetimdir. Günümüzde sadece SPK’ ya tabi işletmeler için geçerli olan bağımsız denetim Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak diğer işletmeler için de zorunlu hale getirilebilir. Ayrıca işletmelerde faaliyetlerin verimliliğini arttırmak, varlıkları korumak, hata ve hileleri en aza indirmek amacıyla uygun bir iç kontrol, iç denetim ve risk yönetim mekanizması oluşturulmalıdır.
-Tüm işletmelerde kurumsal yönetim ilkeleri hayata geçirilmelidir. Bu ilkeler; eşitlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluktur.
 
 
Kaynak: www.MuhasebeTR.com